Kült, esas olarak “din” anlamında kullanılsa da, din ve sosyoloji bilimlerinde, çevrelerindeki kültür veya toplumun genel veya anaarterin dışı gördüğü inanç, uygulama veya ibadetlere kendini adamış bir birleşik insan topluluğuna verilen isimdir.

Kitsch, varolan bir tarzın aşağı bir kopyası olan sanatı sınıflandırmak-ifade etmek için kullanılan Almanca bir terimdir.

Klişe (Fransızca: Cliché) uzun süre çok fazla kullanılmış ve artık etkisini yitirmiş ifade, fikir ya da öğelerdir.

27 Aralık 2011 Salı

Labirent


Yıllarca Türk halkının en çok izlediği filmler Hollywood filmleri oldu. Bu tip filmlerin izlenmesinin nedeni de açıktı. Hollywood filmleri daha iyi teknolojilerle çekiliyor. Sahnelerin profesyonelce yansıtılması üzerine gerçekçi bir yapı oluşturuluyordu. Bu yüzden de bahane olarak bizde böyle imkanlar yok ki yapalım denildi. 

Nitekim günümüzde daha az bütçelerle, böyle iddialı filmler yapılabiliyor. Mahsun Kırmızıgül'ün abartılı bütçesiyle daldığı politik gerilim aksiyon türüne, bir yeni örnek daha eklendi. Tolga Örnek'ten Labirent... Sinemaseverleri hayal kırıklığına uğratan New York'ta 5 Minare'den sonra görüldü ki, Labirent bu tip bir filmi yapmak için ille de Amerika'ya gitmeye gerek yokmuş. 


Labirent'in konusuna ise kısaca değinelim. Dini bir terör örgütü, gerçekleştirdiği Amerika ve Avrupa eylemlerinden sonra hedef olarak Türkiye'yi seçmiştir. Canlı bir bombanın yaklaşık doksan kişiyi öldürmesiyle beraber, Türkiye'nin ajan anatomisini incelemeye başlıyoruz. Örgütün hedefi, Türkiye'de çok ses getirecek bir eylem yapmaktır. Yüzlerce insan tehlike altındadır. Bu eylemi durdurmak ise Türk ajanların elindedir. Fikret adındaki bir adamın başını çektiği ekip, verilen istihbarat eşliğinde bu olayı çözmeye çalışırlar. Bu süreç içerisinde İngilizler kendi ülkelerinde de bir eylemin olacağını düşünüyorlardır. Bu yüzden de Türklere yardım teklif etseler de, kendileri de karşılığını isteyeceklerdir. 


Tabii bu koşuşturmaca sırasında ajanlarımızın iç dünyalarına, aile hayatlarına da girerek empati kurmamız sağlanmaya çalışıyor. Genel olarak bakıldığında çok fazla yan karakterlerine eğilmeyen bir senaryo akışı sağlanmış. Sadece dramaturji için yan karakterlere bir uğranmış. 

Bu da filmin belki de en büyük sorunu olarak göze çarpabilir. Ancak farklı bir bakış açısıyla filme baktığımızda bu seçimin nedeninin dramaya kaçmaktansa, daha çok politik gerilim kısmına yoğunlaşmak için olduğu söylenebilir. Bu yüzden de dramaya çok dalmadan, ucundan köşesinden bir değinelim denilmiş. 


Filmin içerisinde belli tekrar sahneler dikkat çekiyor. Örneğin başroldeki ajanımız Fikret'in rüya sahneleri hem aynı kareler eşliğinde, hem de aynı uyanışlarla üst üste tekrara edilerek anlamsız ve rahatsız eden bir ikilem yaratılsa da, filmin sıçramalı kurgusu yer yer video klip estetiğine dönerek son yılların politik filmlerinin trend denilebilecek sinematografisine ulaşılmayı başarabilmişler. 

Tabii filmin içinde bazı çelişkilerin dikkat çekmesi handikap oluşturmaya devam ediyor. Örneğin çok yönlü bir bakış açısı getirmeye çalışılmış. Ancak maalesef bu anlayış tam olarak oturmamış. Örneğin İngilizlerin önce aksi tutumu, bir olayın sonucunda ya da bir posta koyulması sonucu aniden süt dökmüş kediye dönmesi, filmin iyimser tutumlarından biri olarak öne çarpıyor. Buna ek olarak filmin olası felakete karşı klasik optimistik yaklaşımı, film sonlandığında sizde eksik kalan bir tarafınızın olmasına neden oluyor. 


Çelişkiler bununla da bitmiyor aslında, film genel olarak şiddeti göstermeden hissettiren bir film olarak ilerleyecek diyorsunuz. Ancak bakıldığında teröristlerin kötücül eylemleri gayet kimi izleyicileri rahatsız edecek çıplaklıkla gözler önüne serilmesi, aslında biz şiddete karşı değiliz. Ancak kendi yarattığımız şiddeti göstermeme taraftarıyız yönüne çekilmesi ve bununla birlikte terör kötülenmelidir. Onların şiddetini insanlara aktarmazsak, insanların akıllarında kalmaz yaklaşımı bir nevi olumlu karşılanabilir durumda denilebilir. 

Senaryonun falsolarından biri de, dramatik sahnelerin seyircinin gözüne sokulmaya çalışılması söylenebilir. Bazı anlarda filmin ilk anlarında gösterilen sahnelerden ileride olacakları tahmin etmeniz çok zor olmuyor. Bu yüzden de "işte buradan seyircinin duygularına dokunacağız" yaklaşımı hissedilebiliyor. 


Filmin oyunculuklarına geldiğimizde ise gayet parlak sonuçları görebiliyoruz. Timuçin Esen zaman zaman abartılı oynasa da, Sarp Akkaya, Meltem Cumbul, Altan Erkekli, Ozan Bilen gibi oyuncuların dozunda oyunculukları filmin çıkış bileti gibi gözüküyor. Özellikle Ozan Bilen'in başarılı aksan denemesi takdire şayan denilebilir. Meltem Cumbul'u da sinemada özlediğimizi fark ediyoruz. 

Çok büyük bir ayrıntı olmasa da, bazı ters köşeler seyircinin gözünde tebessüm yaratıyor. Örneğin Ezel dizisini izleyenler bilir. Sarp Akkaya'nın karakteri Tefo ve Rıza Kocaoğlu'nun oynadığı Temmuz karakterleri birbirlerini öldürmek için kıyasıya savaşan tetikçileri oynuyorlardı. Bu filmde ise yan yana savaşmaları, yüzleri güldüren bir ayrıntı... Diğer bir espri de Gönül Yarası'nda Timuçin Esen'in kovaladığı Meltem Cumbul, bu filmde de tam tersi bir kovalamacaya dönüşebiliyor. Ve yine sevmekle alakalı...


Sonuç olarak Mahsun Kırmızıgül'ün başaramadığını, Tolga Örnek başarıyor ve Türk sinemasına başarılı bir politik gerilim örneği kazandırmayı başarıyor. Üstelik gerçek olaylardan izlerin görülebileceği bir kurguyla, Türklerin de bu tür filmleri kotarabileceğinin en büyük kanıtı oluyor. Gerçi biraz Türk yaklaşımlı bir temaya gidilebilirdi, ancak Hollywoodvari anlatımı da hiç fena değil. 

Eli yüzü düzgün bu filme şans verebilirsiniz. En azından haddini biliyor ve kendi suları içerisinde oynamaya çalışarak çok fazla konunun içinde kaybolmuyor. Yazının içeriğinde bahsettiğimiz kimi hataları da yapmasaydı dört dörtlük diyebilirdim. Lakin bu haliyle de bu senenin iyi denemelerinden biri olarak gözüküyor. 

Politik gerilim aksiyon sevenlere önerilir. 




Hiç yorum yok: